İki katlı sevimli Avrupa ülkesi: Lüksemburg

Avrupa Birliği’nin temellerinin atıldığı, Avrupa’nın en zengini, şarabı ve şampanyasıyla ünlü, çift bayraklı, 2 katlı, avuç içi kadar bir ülke.. Lüksemburg’a yolunuz mu düşecek, ya da merak mı ediyorsunuz, öyleyse buyrun…” />

Twitter’da takip etmek için tıklayın

European Journalism Centre’ın davetlisi olarak Ankara’dan Münih’e doğru hareket ederken, yaklaşık 2 bin 500 kilometre karelik yüzölçümü ile Avrupa’nın en küçük ülkelerinden biri olan Lüksemburg’u gözümde canlandırmaya başlamıştım. Ama canlandırdığım “ülke” tasvirini daha da küçültmem gerektiğini dünyanın en büyük havaalanlarından biri olan Münih Havaalanı’ndaki Luxair’a ait uçağı görünce anlamıştım. Bir minibüsten biraz daha büyükçe olan uçakta tam 30 koltuk vardı… (Hemen tüm uçakların böyle olduğunu düşünmeyin, dönüşte baya baya büyük bir uçakla döndük.)

Lüksemburg’da konaklama için birçok seçeneğiniz var ancak, biz Novotel’de konakladık. 17 Eylül’de başlayan Lüksemburg programımız 22 Eylül’e kadar sürecekti, yani önümüzde 5 gün vardı ancak, onca yorgunluğa karşın 23.00 sıralarında ulaştığımız otelden yarım saat sonra tekrar ayrıldık ve başladık bu şirin ülkeyi keşfetmeye…

Geziye katılan herkes Lüksemburg ile ilgili birşeyler araştırmış, öğrenmiş… Kimisi bu ülkenin 2010 yılında 108 bin Dolarlık kişi başına milli gelir rakamıyla Avrupa’nın bir numarası olduğundan dem vuruyor. Kimisi Brüksel gibi buranın da memur kenti olduğunu anlatıyordu.

Schengen’de şarap için

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; Lüksemburg Avrupa Birliği’nin temellerinin atıldığı ülke. Hani şu meşhur Schengen Vizesi olayı var ya, işte Avrupa’ya sınırsız ve pasaportsuz yaşamın kapılarını açan Schengen anlaşmasının imzalandığı kasaba Lüksemburg’da. Bu kasabadan geçen Moselle nehrinin bir tarafı Almanya, bir tarafı Fransa. Karşı da ise Lüksemburg var. Zihninizde daha iyi canlanması için şöyle anlatayım; fotoğraf makinemle Lüksemburg’u, Moselle nehrini, Fransa’yı ve Almanya’yı aynı kareye sığdırmayı başardım! Eğer Lüksemburg ziyaretinin birkaç gün sürecekse görmeden gelmeyin derim bu şirin kasabayı.

Eğer vakit ayırır da bu şirin kasabaya giderseniz, iştahınızı kabartacak üzüm bağlarını görme ve güzel şaraplardan tatma olanağı da bulacaksınız. Çünkü Lüksemburg aynı zamanda birkaç çeşit üzümden üretilen şarabı ve buzz gibi şampanyasıyla da ünlü. Tadı damağımda kaldığı ve hafızamdan silinmesini istemediğim için bir şarap şişesinin fotoğrafını çektim. Markayı buraya yazıyorum ki, giderseniz mutlaka ama mutlaka deneyin: “Weninger-Spern Steiner.” Ben öğle yemeğine gittiğimiz bistroda 7-8 kadeh içip güzelleşmiş, Türkiye’ye dönmeden önce de market market gezerek bu markayı aramıştım. Bir de, her ne kadar benim damak tadıma seslenmese de “Cremon” diye bir içkileri var, yani bir çeşit şampanya. Bunu da deneyin derim.

Avrupa Birliği demişken, AB kurumlarından Avrupa Adalet Divanı ve Avrupa Yatırım Bankası bu minik ülkede yer alıyor. Bazı diğer Avrupa Birliği kurumlarının da bulunduğu bu semtin adı Kirchberg.

Bankacılık işlemlerinin daha masrafsız olması nedeniyle civar ülkelerde ne kadar zengin varsa, parasını getirip buradaki bankalara yatırıyor. Haliyle adım başı bankaya rastlıyorsunuz. Yeri gelmişken belirtmekte fayda var, Lüksemburg’da benim görebildiğim kadarıyla en büyük banka BNP Baripas, hani Türkiye’de TEB ile ortak olan banka var ya, işte o. Dolayısıyla TEB’e ait bir kredi kartınız varsa Lüksemburg’da çok daha rahat edersiniz.

Almanya’da yaşar Lüksemburg’da çalışırım!

Lüksemburg’da 24 saat geçirdikten sonraki izlenimim şu olmuştu: Evet görülmesi gereken bir yer, ama ben burada yaşayamam! Neden mi? Memur potansiyeli gerçekten hayli yüksek. İnsanlar sabahın köründe koştur koştur işe gidiyorlar, yolda kruvasan, reçel ve meyve suyundan oluşan kahvaltılarını ayaküstü yiyorlar, yoğun bir günün ardından akşam saatlerinde yine bir koşturmaca başlıyor. Bir pubda 1-2 biranın ardından koca ülke saat 22.00’yi buldu mu boşalmaya başlıyor. Zaten sessiz olan ortam kuş uçmaz kervan geçmez bir hal alıyor. Ha bir de şuna değinmek lazım, Fransa’da, Almanya’da ya da Belçika’da yaşayıp da Lüksemburg’da çalışan kişi sayısı gerçekten çok fazla. Kiraların 1500 Eurolardan başlaması sanırım bundaki en önemli etken. Yani adamların çok fazla konutu yok. Bir de vergilerin görece olarak Lüksemburg’da daha düşük olması bu trafiği tetikliyor.

Hemmen bir ekleme yapayım, ülkede demiryolu ağı geliştiği, Almanya ve Fransa’ya da iki adım mesafede olduğu için, Lüksemburg’a yakın Alman ya da Fransız kentlerine giderseniz Lüksemburg’a; Lüksemburg’a giderseniz bu ülkeye yakın olan Alman ya da Fransız kentlerine git-gel yapabilirsiniz. Örneğin: Metz, Trier.

Resmen 2 katlı kent

Lüksemburg’la ilgili dönüp baktığımda yaptığım bir diğer yorum şu oldu. “İki katlı Avrupa ülkesi!” Neden mi? Okumaya devam edin…
Başkent Lüksemburg’un tam ortasından kocaman iki vadi geçiyor içinde yeşilin binbir tonu, iki yakayı birbirine bağlayan tarihi ve güzel köprüler, dipte ise etrafları sularla çevrili tarihi yapılar… Grund ve Clausen semtleri merkezdeki vadinin içinde yer alıyor. Bu semtlerde güzel cafeler, restoranlar var. Vadiden yukarıya dogru uzanan duvarlardan birisinde küçük mağaralar bulunuyor. Tuistlerin ilgi gösterdiği yerlerden birisi… Vadinin 20-30 metre üstünde ise bambaşka bir şehir…

Alacaksın eline bir boyanı tuvalini, yeteneğin yoksa bile çizmeye çalışacaksın! Bu görüntü o derece güzel. Uzunca bir süre cezaevi olarak kullanılmış bu bölgede nostaljik trenlerle turistik turlar yapılıyor. Yani bizim barjların altına gömmeye çalıştığımız tarih, Avrupa’da çok değer görüyor!

Müze meraklılarına seçenek çok

Başkent Lüksemburg’da inanılmaz sevimli parkların, vadiye inen kıvrım kıvrım dar sokakların sokaklarda sıra sıra dezili sevimli evlerin bol bol fotoğrafını çekeceksiniz. Yürüdüğümüz yolların büyük bölümü taş, karşılaştığımız her 3 insandan birinin yanında köpek var, Sokaklar pırıl pırıl. Ama tüm bunlara rağmen vurgulanması gereken fikir şu: Turist olarak 2, bilemedin 3 gün kalınır burada.

1995 ve 2007 yıllarında olmak üzere iki kez Avrupa Kültür Başkenti olma özelliğini taşıyan tek şehir olan Lüksemburg’da pek çok müze de yer alıyor. Ulusal Tarih ve Sanat Müzesi, Lüksemburg Tarih Müzesi, Grandük Jean Modern Sanat Müzesi ve Diekirch’deki Ulusal Askeri Tarih Müzesi ülkenin en bilinen müzelerinden.

Dünyanın en güvenli ülkesi seçilen Lüksemburg’da ağırlıklı olarak Fransızca konuşuluyor. Ancak, Almanca, İngilizce ve Lüksemburgça da konuşulmakta. Zaten neredeyse nüfusun yarısı yabancı, Portekizli, İspanyol, Fransızlar ağırlıkta. Sonradan öğrendik, ülkede 400 de Türk varmış.

Giderken bize “Lüksemburg’u yürüyerek bile gezersiniz” demişlerdi de inanmamıştık. Ama, merkezi ele alırsak eğer, daha gittiğimiz ilk gecede 4’te 1’lik bir bölümü gezmişizdir sanırım!

Kişi başına düşen gelirin yüksek olması, gittiğiniz anda “Hapı yuttuk çok pahalıdır burası” gibi bir fikre kapılmanıza neden olabilir ancak hayır, Avrupa’nın pahalı kentler sıralamasında sanıyorum ilk sıralarda yer almaz.

Standard votka 10, Jack Daniels 14 Euro

Alışveriş konusuna gelince; zaman zaman indirim günleri düzenleniyormuş bu ülkede. Böylece Lüksemburglular normal zamanda yanından geçemeyecekleri tekstil ürünlerini kelepire kapatıyorlarmış. Bu dönemler festival havasında geçiyormuş. Bu dönemler dışında gittiyseniz “Üstüme başıma birşeyler alayım”, “Parfüm alayım” ya da “İphone Lüksemburg’da ucuz mudur” diye kasmayın. Evet elektronik biraz daha ucuz ama bence uğraşmaya değmez. Ucuza alınacak şeyler konusunda Auchan AVM’yi öneririm. Russian Standard votkasını 10 Euro’ya, Jack Daniels’i 14 Euro’ya aldığımı belirteyim.

Peki ya eğlence?

Gelelim gece yaşamına… Biri bana “Türkler yurtdışında ilk olarak ne arar?” sorusunu soranlara anında cevabımı yapıştırırım: “1-Striptiz barlar nerede? 2- Barlar sokağı nerde?” dolayısıyla eminim ki Lüksemburg’a gitmeden önce kazara bu yazıyı okuyanlar da aynı soruları kafalarından geçirecektir, o nedenle hemen yazayım: Striptiz barlar merkezdeki tren istasyonunun hemen karşısında. Ama uyarayım, çok tekin yerler değiller. Yani en azından dışarıdan görünüşleri Ankara’nın Ulus’u tadında… Ülkede sayıları 8-10 tane olan Türk kebapçılardan biri de bu bölgede. Ama ben gittiğim ülkede Türk restoranlarına uğramadığım için iyi ya da kötü diyemeyeceğim. O yüzden eğer inat edip bizim bilmediğimiz başka kulüpleri bulmak için kasmayacaksanız, gelin merkezdeki barlar sokağında takılın, efendi uslu içkinizi için, müziğinizi dinleyin, sonra da zaten sıkılıp otelinize dönerseniz… Müzik dinleyip, yemek yiyip eğleneceğiniz mekanların önemli bir kısmı yukarıda değindiğim gibi vadide yer alıyor. Hafta içi sakin olan bölge hafta sonları biraz olsun canlanıyor.

Lüksemburg ile ilgili belki biraz ayrıntı olacak ama merak duyacak kişiler için bir konuya daha değinmek gerekiyor o da ülkenin bayrağı. Ülkede bugün iki bayrak birden kullanılıyor. Birisi neredeyse Hollanda bayrağının aynısı; kırmızı, beyaz ve mavi yatay 3 şeritli bayrak. Diğeri ise kükreyen aslanla bezlei mavi beyaz çizgili bayrak. İkisini birden kullanıyorlar bugün, o kadar dertsiz, tasasızlar yani…


Başka bir yerde görüşmek üzere!

 

 

DİĞER GEZİ YAZILARI

Korsan kent Olimpos kan ağlıyor!

Reklamlar

About firatkozok

Cumhuriyet Gazetesi Cumhurbaşkanlığı - Başbakanlık Muhabiri
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to İki katlı sevimli Avrupa ülkesi: Lüksemburg

  1. Geri bildirim: Ankara sanıldığı kadar gri değil: Kendi halinde bir krater gölü |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s